Kaynak: Kendim (30 Ocak 2011)
Televizyonun olumsuz örnekler ve yanlış modeller gösterip doğruyu ve yanlışı seçemeyen, nefsinden gayrısını umursamayan, cinayeti basit gören, bunun için plan yapan, bu plan için zekâsını alkışlayan, iftira atan, hırsızlık yapan, zevk peşinde koşup esrar bulan, flört yolunda zina yapan serseri gençlik yetiştirmesi bir tarafa...
Allayıp pullayıp gençlerin iştahını kabartıp onları hazır lezzet peşinde koşturması, kolay yoldan köşeyi dönme hayalleri kurdurup dolduruşa getirmesi, açık saçıklığı ve güzel görünmeyi maharet gösterip kalıba oturanların yuvasını oturamayanların dünyasını yıkması bir tarafa...
Herkesçe bilinip burun kıvrılan, önemli olup afakî görünen, yaşayıp görmedikçe başa gelmesine pek ihtimal verilmeyen bu meseleler hakkında değil de herkesi bizzat ilgilendirip tesirini üzerinde bizzat hissedebileceği enfüsî bir meseleden, televizyonun kalbi bozmasından, bahsedecek bu yazı.
Televizyon kalbi bozuyor, şöyle ki:
- Hem malayani, fuzuli, afakî meseleleri sunarak zihni bulandırıyor, insanları bunlarla ilgilenir hale getiriyor, önemli meselelerden alıkoyuyor hem de fuzuli işlerle uğraşma davranışını öğretiyor ve yerleştiriyor.
- Çok üzücü ve çok dehşetli haberleri ve görüntüleri göstererek hem insanları yakın çevresindeki olaylara duyarsızlaştırıyor hem de bu tür olayları sıradanlaştırıyor ve öğretiyor.
- Çok ilginç ve çok komik haberleri ve görüntüleri göstererek insanlara sürekli ilginçlik ve komiklik aramayı öğretiyor. Sonra bu insanların karşılarına çıkan bir olayı değerlendirmedeki kıstasları ilginçlik ve komiklik gibi basit özellikler oluyor.
- Çok güldürüp kalbi karartıyor. Ciddiyeti bozuyor. Nükteden uzaklaştırıp şakayı bayağılaştırıyor. Replikleri ve kötü sözleri ezberletip dili bozarak boş konuşma alışkanlığını yerleştiriyor.
- Rabbini düşünmekten ve iyi işler yapmaktan alıkoyuyor veya erteletiyor. Alışkanlık yapıp tembelleştiriyor.
- Evdeki muhabbet ortamını bozuyor. İnsanları kendine bağlıyor. Televizyonun hazır ve bayağı lezzeti oturup yumak sarmak gibi basit bir işi yaparken söylenen çok az sözün bile daha fazlasını sunacağı manevi lezzetin önüne geçip onu kaçırıyor.
- İş yerinde verimliliği azaltıyor, dikkat dağıtıyor, baş ağrıtıyor. "Şşşt buaraya bak. İlginç bir şey var." diyerek dikkati sürekli kendisine çekiyor. İnsanın merak duygusunu suiistimal ediyor.
- Toplumun hedeflediği, ulaşmak istediği ahlaklı bir hayat örneği değil, dünyevi bir hayat örneği sunuyor. Ayrıca bu sunulan hayat, din açısından veya gelir durumu açısından 71 milyonu temsil etmiyor.
- Sınır tanımayıp gittikçe seviyesini düşürüyor. "Dört bir kanaldan" saldırarak tercih hakkı bırakmadığı insanları bu seviyesizliğe alıştırıyor, böyle ahlâksızlaştırıyor, böyle eğitiyor. Bir kötülükten nefret eden kişi, bu kötülük televizyonda gösterilse de tiksinir, izleyemez. İzlese alışır, normal görür ve artık kınayanları anlayamaz hale gelir.
"Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnerim, hakkı tutar kaldırırım!"
(Mehmet Akif Ersoy)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder