8 Ocak 2018 Pazartesi

Pandora’nın Parlayan Kutusu

Televizyonun bireysel ve toplumsal etkilerini konu alan bir yazı.
Kaynak: http://asilgaye.blogcu.com/pandora-nin-parlayan-kutusu/3512652

Görsel bilgi, haber ve eğlencenin en yoğun kullanıldığı, gönderenin görülmesini istediği gibi kurgulayabildiği, geniş coğrafya ve kitlelere kadar ulaşabilen etkili ve tek yönlü bir iletişim aracıdır.     

Faydasının yanında yanlış ellerde tahrip edici etkiye sahiptir.Milyarlarca dolarlık silahlardan daha yıkıcı psikolojik harp vasıtasıdır.

Televizyon yaşanılan her mekâna sızarak, toplumun tüm kesimine ulaşmıştır. İnsanlar zamanlarının üçte birini televizyon karşısında geçirmektedir. Hayata bu kadar nüfuz ederken cihazdan yayılan kirletilmiş görüntüler, davranış ve inançlarımızı olumsuz yönde değiştirebilme kuvvetine sahip olmuştur.

Ancak akşam saatlerinde bir araya gelebilen ailelerin müşterek eğlencesi haline gelirken, kontrolsüzce izlenen yayın akışı ahlak tahribatına sebep olmaktadır. Her gün saatlerce seyrettiğimiz dizilerin ortak teması; aldatma, ihanet, cinayet, parçalanmış aile, yozlaşan insan ilişkileridir. Dizilerdeki yaşamlar Türk örf ve adetlerine uymayan, toplumumuzda kötü bilinen davranışları abartarak bize gösteren olumsuz örneklerdir. Başrol oyuncusu kadın veya erkek eşini aldatır, gayri meşru ilişiklileri vardır. Çevresindeki tüm akrabaları, iş ortakları ve dostları ona tuzaklar kurarlar. Bu ihanet içerisinde yaşanılan tüm ahlak dışı yaşam seyircinin ilgisini çekerken, aslında yavaştan, sinsice bir zehir kalplerimize, ruhumuza sızar. Belleğimizde daha önce inançlarımızla vücut bulmuş ahlak anlayışı yerine gördüğümüz sahte yaşamlardaki anlayışla yer değiştirir. Farkına varmayız, öyle olmadığını söyleriz ama bu zehir gözlerimizden beynimize her gün saatlerce zerk olunduktan sonra kalbimize yerleşir, inancımız olur. Sonra da yaşam şekli,dünya görüşümüz olur. İnsan inandığı gibi yaşamazsa yaşadığı gibi inanmaya başlar.

İnsanın beyni fotoğraf makinesi gibi gördüklerini kaydeder. Bazılarını unuttuğumuzu sanırız fakat bilinçaltımızda hala izleri durmaktadır. Televizyonda seyredilen her sahne en ince ayrıntısına kadar belleğimize yerleşir. Sadece dizinin konusu ilgimizi çekmez, gördüğümüz her nesne hafızamıza kayıt olmuştur. Filmin çekildiği mekân, oyuncuların giydiği elbise, makyajı, takısı, arabası, saç şekli, okuduğu gazete, gittiği yerler, tavır ve hareketleri. Artık gördüklerimizin bir kopyası da bizde vardır.  Filmi çekenler bunları çok iyi bildiği için seyirciye vermek istediği duygu ve düşünceyi sanki bir kayıt cihazına kaydediyor gibi uzaktan beyinlerimize televizyon vasıtasıyla yüklerler. Hangi sahnede güleceğimizi, üzüleceğimizi, sevineceğimizi, coşacağımızı yönetmenler bize gösterir.

Evli erkek veya kadının gayri meşru ahlaksız ilişkisi dizi içerisinde gayet doğal karşılanırken yönetmen ve senarist aynı duyguyu bizim de duymamızı sağlar.

Kadın ve çocuklar seyrettiklerinden daha çok etkilenir. Dizilerde giyilen elbiseler, takılar, kullanılan eşyalar moda olur. Sık tekrarlanan, hoşa giden sözler dahi arkadaşlar arasında söylenir.

Davranışlarımıza hükmeden duygularımız değiştikten sonra artık toplum olarak biz eski biz değiliz. Değişime direnenler de değişenlerin etkisiyle değişir. Bulaşıcı hastalık gibi toplumun her yerine sirayet eder. Ahlaksızlık anlayışı değişerek modern yaşam, özgürlük olur. İnandığımız doğru değişilerek,parlayan kutudan gelen doğru olur. Geçmişimizden uzaklaşır, yabancılaşır,daha önce inandığımız değerlere düşman oluruz.Savunanlara da düşman oluruz. Artık kızlarımızın erkek arkadaşlarıyla tanışır, gece beraber olmalarına müsaade ederiz. Karşılaştığımız güzel bir kadınla birlikte hayâsız halimizden utanmayız, hatta çapkınlığımızı arkadaşlarımıza abartarak anlatırız ki, onların da daha iyisini yapmalarını teşvik ederiz. Yalan söylemekte, insanları kandırmakta beis görmeyiz. Flört ederek evlendiğimiz kadından bir süre sonra sıkılır, küçük nedenlerden dolayı boşanırız. Çocuklarımız anne ve babası ayrılmış sorunlu insanlar olur. Aile müessesi yıkılınca toplumda çözülme başlar.

Pandora’nın Parlayan Kutusu açılmıştır,oradan yayılan kötülük her eve girer,temas ettiği her insana bulaşır. Milleti millet yapan taşlar artık yıkılmıştır. Parçalanmaya ve yok edilmeye hazırız.

Neye Gülüyoruz

Televizyonda görüp güldüklerimizden mesul olduğumuzu hatırlatan bir şiir.
Kaynak: Kendim

Ahlakına önem veren, ahlaksızla nasıl güler?
Ahlaksızla gülen adam, ahlakını nasıl korur?

Kim bir kötülük görse, değiştirecekti eliyle,
Eliyle gücü yetmeyen, önleyecekti diliyle.

Ona da gücü yetmeyen, kalbiyle buğz edecekti,
Sonuncusu ise imanın, en zayıf derecesi.

Bunu da terkedip, herşeyi izleyen ve çok gülen,
Korksun kalbinin meyletmesinden veya ölmesinden.

Dini alaya almayı ve bir kenara itmeyi,
Kimden öğrendi sanırsın bu asrın İslam ümmeti.

İman sahibi bir kişi, hiç kötülüğü sevmesin,
Televizyondaki bir kötülük kalbe yerleşmesin.

Müstehcenlik Yarışına Dur De!

Televizyondaki müstehcenlik yarışının varlığını gündeme alan bir yazı.
"Nedense, kadınların ticarî bir ‘mal’ gibi kullanılmasına sözümona ‘kadın hakları savunucuları’ ya da feministler de sessiz kalıyor."

Kaynak: Faruk Çakır, Yeni Asya Gazetesi, 14.06.2010

Dünyayı kurtarmaya çalışırken, kendimizi, ailemizi ve ülkemizi tehdit eden tehlikelerden habersiz kalmamak lâzım. Yeri geldikçe ifade etmeye çalıştığımız gibi, hepimizi tehdit eden ciddî tehlikelerin biri de medya vasıtalarının müstehcenlik noktasındaki ölçüsüz yarışıdır.

Gazeteler, televizyonlar ve ‘sanal dünya’ denilen ‘internet dünyası’ bu hususta birbirleriyle yarışıyor. İlmen ve tıbben izlenmemesi gereken ‘dizi’ler ailece izleniyor ve eve sokulmaması gereken bazı gazeteler ellerde ve ceplerde taşınıyor. Müstehcen bazı gazeteleri ‘mütedeyyin hacı amcalar’ın elinde görünce hem üzülüyor hem de böyle tuzaklara düşmemek için dua ediyoruz.

Bu arada, ‘alkollü içki reklamları’nın da gazetelerde tam sayfa olarak devam ettiğini hatırlatalım ve bu felâketin bir an önce sona ermesi gerektiğini de Türkiye’yi idare edenlere söyleyelim...

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Davut Dursun da televizyonlardaki müstehcen yayınlardan yana şikâyetçi olmuş. ABD’nin televizyonlarda yayınlanan film ve dizilerdeki müstehcenlik ve şiddet konusunda Türkiye’den daha muhafazakâr olduğunu hatırlatan Dursun, milletvekillerini televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri konusunda ikaz etmiş. Nasıl bir girdaba sürüklendiğimizin her halde farkında değiliz. Avrupa ve Amerika’da yaşayanlar Türkiye’deki TV yayınlarını görünce bir anlamda ‘şok’ oluyorlar. Çünkü Avrupa ya da Amerika’da belki daha fazla müstehcen yayın yapan kanallar var, ama onlar şifreli kanallar. Yani günün her saatinde, çoluk çocuk izlenebilen ‘serbest’ kanallarda bizdeki gibi müstehcen yayın yapılamaz. ‘Çirkin yayın’lar ya şifrelidir ya da gene geç saatlerde yayınlanabilir. Bizde ise değil dizi ve filmler, reklâmlarda bile aşırı müstehcenlik yapılıyor.

İlgili olsun olmasın her konuda ‘kadın’ların reklâm malzemesi olarak kullanılması her halde tesadüfî değildir. Gençliğin imanını çalmak için müstehcenlik bir vasıta olarak kullanılıyor. Nedense, kadınların ticarî bir ‘mal’ gibi kullanılmasına sözümona ‘kadın hakları savunucuları’ ya da feministler de sessiz kalıyor.

Bazı firmalar ‘ürün’ reklâmlarında bilerek ‘kadın’ unsurunu kullanmıyorlar. Onlara bu hassasiyetlerinden dolayı teşekkür ederken, bazı firmaların da her adımda ‘kadın manken’ kullanmasını protesto ediyoruz ve etmeliyiz.

Reklâmlar konusunda dikkatimizi çeken başka bir nokta daha var: 70 milyonu aşkın ‘tüketici’nin yaşadığı ülkemizde tesettürlü kadın, kız ve ‘uygun giyinen insan’ yok mu ki her reklâmda açık-saçık mankenler kullanılır? Sadece açık-saçık olanlar mı ‘tüketici’ ya da ‘müşteri’dir? Herhangi bir ürünün reklamı yapılırken, onu tanıtan kişi başörtülü olsa kıyamet mi kopar? Başörtülüler ‘ürün’ satın almıyor mu ki, hep ‘müstehcen giyinen’ mankenlerle reklâmlar kirletiliyor?

Her noktada ve her konuda müstehcenlik yarışına bir son vermenin vakti gelmiş olmalı. Tüketici derneklerinin de bu hususta aktif görev alması ve üreticilere çağrıda bulunmasını talep ediyoruz. Aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı da kamuoyunu, üretici ve tüketicileri de bu hususta ikaz edebilir.

Her kademedeki müstehcenliğe dur demek hepimizin vazifesi vesselam...

Hayatı Seyreden Çocuklar

Çocuğunuzu bir bakıcı olarak televizyonun başına bırakmadan önce bir kez daha düşünün diyen bir yazı.
Kaynak: Şimdi mevcut olmayan bir siteden.

“Sadece birazcık nefes almak istiyorum!!” gibi cümleler çocuk yetiştirirken pek çok defa sarf edilir. O sizin çok kıymetliniz an gelir, kaçmaya çalıştığınız bir uzvunuz oluverir.(Hele bir de babadan hayır yoksa) Eee ne yapacağız şimdi. Birden televizyon imdadınıza yetişir ve artık çocuğunuz artık uysal bir kedi oluverir. Ne kadar kolay değil mi? Gerçekten bu kadar kolay olması normal mi?

Çoğu anne için çocuk televizyonları birer kurtarıcı olarak görülür. Onların sayesinde anneler kendilerine vakit ayırır, çocuklar sihirli bir şekilde yemekleri dolu dolu yer vs. Ancak çocukların televizyon seyretmesinin kontrol altına alınması pek çok uzmanın hemfikir olduğu bir husustur. İlk başta eğitici olmak gibi masum bir iddia ile çocuğumuzun hayatına girmesine müsade ettiğimiz bu kanalların çok seyredilmesi zamanla çocukların üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.Yetişkin ve çocuk kanallarının zararlı etkilerin bazıları şunlardır:
  • Hayal gücünün ve yaratıcılığın azalması
  • Oyun oynama becerisinin azalması
  • Çözüm üretme becerisinin azalması kolaycılığa kaçan davranışların gözlemlenmesi
  • Değer yargılarının sağlıklı olarak gelişememesi
  • Yetişkinlerin kaldırabileceği kimi imgelerin çocuklarda korkular geliştirmesi
  • Beslenmesine yardım amacıyla seyrettirilen kanalların yarattığı beslenmede farkındalık kaybı ve bunun ilerleyen yaşlarda beslenme bozukluğu olarak ortaya çıkması
  • Televizyonda şahit olunan şiddetin çocuklar tarafından taklit edilmesi yolu ile şiddetin içselleştirilmesi
  • Ailevi bağların zayıflaması
  • Sosyal becerilerin gelişmesinin gecikmesi ve bunun ileride insan ilişkillerinde zayıflığa sebep olması
  • 0-3 yaş çocuklarda konuşma sürecinin yavaşlaması
  • Hormon dengesinde bozulmanın fiziksel sorunlara sebep olması
  • Uyku bozukluklarına yol açması
Bu zararların devamını getirmek mümkün. İşin aslı her geçen gün bu konuda yapılan yeni çalışmalar yeni zararları ortaya koymakta. Bilhassa 0-3 yaş çocukların televizyon seyretme alışkanlıkları zamanla gerçek ile kurgu arasındaki ayrımın çocuklarımız tarafından algılananmamasına sebep olmakta. Bu algı kayması ise onların hayatı herhangi bir televizyon kanalını seyreder gibi seyretmesine ve kimi zaman göz temasını bile kurmakta güçlük çekmesine sebep olmakta. Ne acı değil mi? Tam da hayatın asıl kahramanları olduklarını öğrenecekleri vakitte sadece hayatı öylece seyrediyorlar.

Buna mani olmak elbette sizin elinizde, çocuklarınızı televizyona kaptırmayın!

Evimizdeki Manevi Kanalizasyon: Televizyon


Kendimizi kandırmayalım, televizyonun manevi kanalizasyondur diyen bir yazı.
Kaynak: http://www.risaleajans.com/asuman-kilic/evimizdeki-manevi-kanalizasyon--televizyon

Şunu düşünün; Komşunuz karı koca evinize geldi.Hanım ciddi kısa bir etek giymiş.Adam da atletli.Siz buna "Hasbünallah " çekerken ayıp olmasın diye ses çıkarmıyorsunuz.Salona davet ediyorsunuz. Koltuğa oldukça uygunsuz bir şekilde oturuyorlar.

O sırada çocuğunuz salona geliyor.Adam çocuğunuza bir kaç küfür öğretiyor. Sonra geçen sene faiz ve hırsızlık yoluyla birilerinden yürüttüğü yüklü miktardaki bir paranın hikayesini ballandıra ballandıra anlatıyor. Sonra çocuğunuza bir kaç adam öldürdüğünü ama buna değdiğini çünkü bunun çok havalı bir şey olduğunu anlatıyor.

O sırada salona giren kızınıza ,komşunuzun hanımı;"Ne kadar da uzun bir etek giydiğini,güzel olduğu için açılmasının,erkeklere güzel görünmesinin hayatının tek amacı olduğunu ve bir an önce çok zengin bir aşık bulması gerektiğini söylüyor.

Sonra da karı koca veya iki aşık bilemiyorum nikahlılar mı bu komşular oldukça uygunsuz şeyler yapmaya başlıyorlar sizin salonunuzda ve sizin koltuğunuzda sizin gözlerinizin önünde.Ne yaparsınız?

"Yavrum siz bakmayın.Biz de biraz tavana bakalım.Teyzeyle amca işlerini bitirince sohbetimize kaldığımız yerden devam ederiz" mi dersiniz?

Sanırım ve eğer yeterince mide sahibiyseniz balkondaki evladiyelik baltayı veya yorgan dolabındaki dededen kalma tüfeği çekip bu çifti evinizden kovalarsınız.Sonra da etkisinden uzun süre kurtulamayıp kan ter içinde arkalarından küfürler savurup "Böyle bir densizliği nasıl da utanmadan yapabildiklerini" söylersiniz.Uzun süre etkisinden kurtulamayıp morali bozuk dolaşır belki de bu olayı polise şikayet edersiniz.

Şimdi tekrar düşünelim; Televizyonu açıp zap yapmaya başladığımızda salonumuzun tam orta yerine bütün koltukların baktığı kral köşesine yerleştirdiğimiz televizyon vesilesiyle bin bir yabancıyı davet ediyoruz.Baş köşeye hırsızlıkla övünen,açık-saçıklığı özendiren,adam öldürmeyi racon kesmek kabul eden, zinayı -öpüşüp-sevişmeyi sevimli bir aşk macerası olarak kabul eden,eşcinselliğin veya transeksüelliğin ne kadar da şirin ve normal olduğunu aktaran yapıdaki karakterleri davet ediyoruz.

Onları ağırlayıp onlara gülüp,özenip ,onlarla eğleniyoruz. Çocuklarımıza onları örnek gösteriyoruz. Bu terbiyesizlikler cereyan ederken arka taraftan gelen fon müziği ile o zina anındaki duyguya bürünüp yakın zoom yapıldığında asla gözden kaçamayacak olan 81 cm lik ekranlarda dev iki suratın veya vücudun birbirine yapıştığını görüyoruz.

Anlık(!) açık-saçıklıklar için gözümüzü veya çocuğumuzun gözünü kapatsak da beyinde filim kendini tamamlıyor bile. 3 saat boyunca ve istatistiklere göre Türkiye'de her 5 evden 4 ünde günde 2 dizi seyredilerek bu durum cereyan ediyor.

Tekrar düşünün!

Gerçekten midemiz var mı? Gerçekten bir hırsızın, katilin, gayin, küfürbazın, kafirin, imansızın, masonun, yalancının, büyücünün, zaninin, iffetsizin, edepsizin çocuklarımızı yetiştirmesi konusunda rahat mıyız?

Çocuk eğleniyor gerçi.Sizi mutfakta iş yaparken rahat bırakıyor değil mi? Peki o zaman.Siz bilirsiniz.
Şimdi gösterilen dizilerin konularına şöyle bir göz atalım;
  • Mafya babalığı yapan bir silah tüccarının etrafında gerçekleşen günahlar,
  • Zina, yalan ve cinayetle başlayan haram bir ilişkinin sonucunda gayr-i meşru çocuğunu arayan ve her önüne gelene sürekli yalan söyleyen bir günahkarın çarpık ilişkilerle geçen serüveni,
  • İmam kılıklı bir hırsızın sürekli polisleri kandırıp komik duruma düşürürken bir yandan da gayri meşru bir ilişki yaşayıp herkesi kandırmaya devam ederken oluşturduğu komiklikler
  • Dört tane sıkı arkadaşın etrafında sürekli aldatma,zina, evli kadına sarkma işlemlerinin gerçekleştiği, iyi huylu olmanın saftiriklik olarak lanse edildiği,entrikanın çok ama çok keyifli gösterildiği,oradan buradan gayri meşru çocukların çıktığı komiklikler
  • İntikam hayatın tek amacıdır.Bunun için şerefini,iffetini,kimliğini feda etmelisin
  • Köylü ve fakirsen tecavüze uğrarsın.Solcuysan havalısındır. Her türlü günah,zina veya ne işlersen işle,ne yaparsan yap sana aşık olup köpeğin olacak yakışıklı ve şefkatli birini bulabilirsin.Polislere güvenme. Hemşirelere hele hiç hiç güvenme.
  • Karını onun haberi olmadan boşa. Bir gündür tanıdığın biriyle gizlice evlen .Karına yalan söyle. Hak etti o ama onu sevmiyordun ki zaten.Ama hala onunla yaşamaya ve aynı odada kalmaya devam et. Yeni karın manken olsun sana inat.Ama bu onun özgürlüğü için. Kuzenin eski karından çocuk yapsın ve bunu sahiplenmek zorunda kal.Yoruldum.Daha fazla yazamıycam.
  • Bekar bir kızın "yanlışlıkla" hamile kalıp tanımadığı birinin çocuğunu doğurmasına nişanlısının ses çıkarmamasını hazmetmeye çalışırken zaten anlaşamayan zengin babanın kıza yazması esnasındaki komiklikler(!)
  • Biri gayr-i meşru olan iki kız kardeşin intikam savaşı esnasında gerçekleşen çarpık ve ensestli ilişkiler
  • Sevimi(!) birLGBT'li, zengin oğlanın gönlünü mü artık neresini fethetmeye çalışıyorsa bir kiralık kızın yaptığı sevimlilikler (!)
  • Osmanlının son döneminde olan arkadan çevirmeli işler
  • Osmanlının kurulması zamanında gerçekleşen ölümlü ve kanlı olaylar
NE KADAR NEFSİNİZE VE ÇOCUĞUNUZA ; " Bunlar sadece filmlerde olur.Bunların gerçek olmadığını ve güzel şeyler olmadığını zaten biliyoruz. Zaman geçirmek için veya eğlencesine izliyoruz." deseniz de;
  1. Bunu bilinç üstünüzle dersiniz ama bilinçaltınız her halükarda etkilenir.Özellikle de 10 yaşına kadar sürekli hipnoz halinde olan çocuklar en çok etkilenir.
  2. Batılı tasvir safi zihinleri bozar.
  3. Hayal, gerçekle filim arasındaki ayrımı yapamaz.
  4. Vakit geçirmek için izlenen film tezini vaktin sahibi olan Allah'a hesap vereceğimizi unutmayalım.
  5. Eğer bu konularda olan dizileri seyrederken dehşete düşüp ağlamak yerine "eğlenebiliyorsak" o zaman ruhumuzda ve kalbimizde bazı sıkıntılar var demektir.(Diriliş dizisi islami açıdan uygundur belki ama gelişimsel açıdan çocuklara kesinlikle uygun değildir.Üstelik 2-3 saatlik bir diziyi izlemek zaman israfı açısından islami açıdan caiz midir onu bilemem)
  6. Bir dizi ailecek İslami ölçülere riayet edilen bir ailede seyredilemez. Neden mi? Tesettür ayetinde erkeğe bakma,kadına kapat denilir de ondan.Televizyon evlere gireli unutuldu belki ama haberleri sunan kadının saçına, kapalı olsa bile makyajlı yüzüne bakmak da haramdır. Erkeğin sadece yüzüne bile olsa kadınların şehvetle veya imrenerek bakması haramdır.Bir de konulara tekrar bir göz atın bakalım ailecek izlenebilecek konular mı bunlar???
  7. Günahı izlemek de günahtır.Günah yaw, günah...
BUNLARA RAĞMEN YİNE DE “OLSUN DİYENLERE İYİ SEYİRLER...

Batının kasıtlı ve proje ürünü olarak hatta karşılıksız fon desteği sağlayarak ülkemizde aldatma ve eşcinsellik temasını işleyen dizileri desteklediğini biliyor muydunuz? Çünkü biliyorlar ki bir toplumu bozmak için önce kadını sonra da aileyi bozmak yeterlidir. Bu oyuna gelmeyelim. Batının kanalizasyon boruları hükmünde olan, kendi medeniyet fantazilerini, iğrençliklerini, pis kültürlerini bize akıtan birer kanalizasyon borusu hükmündeki televizyonların imha olma vakti sizce de çoktan gelmedi mi?

“Ben bir şeyler yapmak istiyorum . Bu kadar yeter!” diyenler için yapılabilecek şeyler var. Hepimizin ve özellikle de gençlerin ve çocukların imanını çalan, günahları basit hatta komik hatta özenilecek şekilde gösteren iğrenç konulu ve batının kanalizasyonu hükmündeki dizilere karşı bir kampanya başlatabilirsiniz.

Bunun için yapılabilecek şeyler:
  1. Bu dizileri izlememek
  2. Ailemizdekilere ve sevdiklerimize izlememe nedenlerimizi kavl-i leyyinle anlatıp onların da izlememesini rica etmek
  3. Bu dizileri izlemek yerine evde ailecek kitap okuma saati ,etkinlik saati,oyun saati ,çay ve sohbet saati yapmak. Okunankitapların , etkinlik ve oyun malzemelerinin resimlerini sosyal medyada (çevremize özendirme amaçlı) paylaşmak
  4. Okulların dağılma saatlerinde veya tanıdığımız bir okullu çocuk varsa sınıfına gidip; "Dünkü falanca diziyi kim izlemedi?" diye sorarak "Ben izlemedim" diyen çocuklara şeker ,balon vs..vermek,onları tebrik etmek
  5. RTÜK ve dizi kanal sahiplerine dizi ismi vererek ciddi tepkilerle dolu bireysel kınama mailleri atmak
Not 1: Evet Çizgi filmlerden içinde büyü olanlar, masum gibi görünen Osmanlı dizileri de dahil.Üzgünüm ama şiddet ve entrika da çocukların gelişimine uygun değildir.6 yaş öncesi 1 saat televizyon izleyen bir çocuğun maruz kaldığı zihinsel hasar 6 saat beyin cimnastiği gerektiren uygulamalarla ancak telafi edilir.(yine de hasar kalır)

Not 2: Bu kampanyaya katılırken çevrenize baskı yapmamanız hal dilinizle tatlı tatlı örnek olmanız oldukça önemlidir.

Not 3: Ahirette " O dizilerin verdiği dehşetli mesajları bile bile nasıl olur da buna karşı hiç bir şey yapmazsın?" soru ve sorgusuna maruz kaldığında elinde delili olsun isteyen herkes bu kampanyaya katılabilir.

1000 Saat Okul, 1500 Saat Televizyon

Çocukların okuldan daha çok vakti televizyon karşısında geçirdiği ifade eden bir yazı.
"Türkiye İstatistik Kurumunca bir süre önce yapılan araştırma, çocukların yüzde 82′sinin istediği programı istediği zaman seyredebildiğini ortaya koyuyor. Bu vahim bir durum."
Kaynak: (www.timeturk.com, 02.11.2009)

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi Mehmet Dadak, Türkiye’de ortaöğretim çağında bir çocuğun yılda 1000 saatini okulda, 1500 saatini ise televizyon ve internet karşısında geçirdiğini söyledi.

Dadak, RTÜK ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından Şanlıurfa’da düzenlenen ‘İzleme Birimleri Personeli Eğitim Semineri’nin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin dünyada televizyon izleme oranının en fazla olduğu ikinci ülke olduğunu belirtti. ABD’de ortalama televizyon izleme oranının günlük 5 saat, Türkiye’de ise 4.5 saat civarında olduğunu ifade eden Dadak, bu kadar televizyon yayınına muhatap olup da bundan etkilenmemenin mümkün olmadığını bildirdi. Bu kadar çok televizyon izlenen bir toplumda her sunulanın alınması yerine seçici olunması gerektiğini bildiren Dadak, şunları kaydetti:

‘Bu durum bize medya okur yazarlığı tercihinin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Bunu yalnızca öğrencilere değil ebeveynlere de tavsiye ediyorum. Yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’de ortaöğretim çağında bir çocuk yılda 1000 saatini okulda, 1500 saatini ise televizyon ve internet karşısında geçiriyor. Buna karşılık Fransa’da 3 yaşın altındaki çocukların televizyon izlemesi yasaklandı. Belli yaşa kadar da ebeveynlerinin rızasıyla izleyebiliyorlar.

Türkiye İstatistik Kurumunca bir süre önce yapılan araştırma, çocukların yüzde 82′sinin istediği programı istediği zaman seyredebildiğini ortaya koyuyor. Bu vahim bir durum. Yarının teminatı çocukların okullar yerine internet ve televizyonlardan eğitilmesi doğru değil.’ Mehmet Dadak, Türkiye’de 1500′ü aşkın televizyon ve radyo yayını bulunduğunu, bunların izleme birimlerince gün boyunca takip edildiğini, ancak sanıldığı kadar yayın ihlali yapılmadığını kaydetti. Konuşmasının son bölümünde yürürlükte olan 3984 sayılı radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları hakkında kanunda yapılan değişikliğe de değinen Dadak, ‘Bu konuda AB’ye uyum çerçevesinde bazı değişiklikler yaptık. Sanırım kanun bu hafta içerisinde mecliste görüşülecek’ dedi. 3 gün sürecek seminerin açılışına Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Daire Başkanı İsmail Baş, Şanlıurfa Emniyet Müdürü Sabri Durmuşlar ile davetliler katıldı.