20 Haziran 2018 Çarşamba

Kötü Yayınların Normalleşmesi

Eskiden yadırganan yayınların artık normalleştiğine vurgu yapan bir alıntı.
Kaynak: Taha Yıldız
"Yüzlerce televizyon kanalı, gazeteler, internet ve benzeri iletişim araçları, değerlerimizi ve hassasiyetlerimizi sahiplenmede zamanla duyarsızlaşmamıza neden oldu. Meselâ televizyonun henüz yeni olduğu zamanlarda ekranda edebe aykırı bir yayın gördüğümüzde çok kızar, hemen kanal değiştirirdik. Ancak bunları her gün gözümüzün içine soka soka bizi öyle alıştırdılar ki, gayri meşru ilişkileri gösteren pespâye diziler bile artık evlerimizde rahatça seyredilir oldu. Ahlâk dışı kumpasların ve gayri meşru ilişkilerin harman olduğu filmlerin karşısına kurulur olduk. Haram görmeye öyle alıştık ki, sanki seyrettiklerimiz normalmiş gibi kanıksamaya başladık."
(Taha YILDIZ, Din ve Hayat: "Neye Bakıyoruz?", Semerkand Dergisi , Mayıs 2015)

Televizyonsuz Ev

Televizyonsuz bir evde nasıl yaşandığını anlatan bir yazı.
Kaynak: Yusuf Yalçın

Bazen evimizde ağırladığımız dostlarımız evde televizyon olmadığını görünce şaşkınlıkla sorarlar, ‘aaa sizde televizyon yok mu?’ diye… ‘Evet bizde televizyon yok’ deriz. ‘E peki ne yapıyorsunuz evde’ diye gelir sorunun devamı… Bizde uzun uzun anlatırız neler yaptığımızı… Yakın zamanda bir dostumuz da ‘bu yaptıklarınızı kaleme alsanız ya’ deyince bizde bir nevi sosyal sorumluluk projesi algılayıp ailece oturup bu yazıyı kaleme aldık.

Ebeveynler evi genelde dinlenme yeri olarak görür ve kafa dinlemek isterler. Ancak televizyonlu evlerde kafa dinlemek yerine kafa şişirme işlemine tabi tutulurlar. Gerilim filmlerini aratmayan haberler, asmalar, kesmeler, boğazlamaları izleyip iyice gerilip kızgın demir olduktan sonra bir de üzerine gerilim filmleri izler iyice ele avuca gelmez, konuşulmaz, yanına yaklaşılmaz bir hal alırlar. Bu derece negatif yüklü bir ebeveynin, çocuklarının ‘çocukluklarına’ ne derece tahammül edebileceğini hayal bile etmek istemiyorum. Çocukların çocukluklarını özellikle vurguluyorum. Çünkü çocuğun işi çocukluk yapmaktır. Yani hoplayıp zıplamak, oyunlar oynamak sizin de ona eşlik etmenizi istemek onun en doğal hakkıdır. Ama siz onu ya kendinizle televizyon izlemeye ya da odalarda yanlızlıklara mahkum ediyorsunuz…

‘Bunların bütün suçlusu televizyon mu canım?’ diyenleri duyar gibi oluyorum. Tabi ki değil, ama televizyon kullanımını malesef beceremiyoruz. Kullanım derken, kumandanın düğmelerini ezbere bildiğinizi biliyorum, onu kastetmedim zaten. Ne zaman açıp ne zaman kapatacağınıza, neyi izleyip neyi izlemeyeceğinize siz karar veremiyorsunuz. ‘Akşam bir haber izleyeyim, bir de film bakarım’ diye oturup sabahlayanlarınız yok mu? İşte bakın televizyonun başında kendinize söz geçiremiyorsunuz demek istiyorum.

Peki biz ne yapıyoruz?

Öncelikle evliliğimizin ilk günlerinden bu yana hep aile şuuruyla hareket ettiğimizi belirterek söze başlayayım. Akşamları ailece yemeğimizi yiyip, hem yemekte hem de ardından çay faslımızda ailece zaman geçiriyoruz. Bu yazıyı yazdığım saatlerde ben salonda büyük oğlumla birlikte zaman geçirmeyi de ihmal etmezken, eşim de yan odada diğer iki çocuğumla evet hayır oyunu oynuyorlardı. Bu zaman dilimlerinde hem aile bireylerinin gününün nasıl geçtiği konuşulur, hem de doğrular yanlışlar beraber değerlendirilir. Yani bizim için zamanın altın dilimleri bu anlar...

Evde birlikte yapılacak çok işlerimiz vardır. Örneğin birlikte oyun oynamak, eğitici faaliyetler yapmak, kitap okumak, yavrularımızın ahlaki ve manevi eğitimlerini vermek ve haftanın belli günleri birlikte dev ekranda video izlemek bunlardan sadece bazıları...

Televizyonumuz yok derken bütün bütün toptancılık yapmıyoruz gördüğünüz gibi. Öyle ya, pek çok faydalı videoların yapıldığı dünyada bunlardan mahrum kalmak ciddi bir eksiklik olurdu. Bunun için biz ebeveyn olarak daha önceden kısmen araştırıp fikir sahibi olduğumuz film, dizi, belgesel veya animasyonları evde projeksiyon ile duvara yansıtıp televizyon konforundan daha yüksek bir sinema konforu ile ailece izliyoruz. Bu nedenle çocuklarımız çok televizyonlu evleri gördükleri halde hiç ‘televizyon alın’ gibi bir taleple yanımıza gelmiyorlar. Çünkü bu ihtiyaçlarını daha konforlu ve seçici bir şekilde birlikte zaten karşılamış oluyoruz.

Evde ailece oynadığımız oyunlarımız var. Küçükken çocuklarla misket, kör ebe, saklambaç ya da benzer fiziki aktiviteleri oynamak, en çok sevdiğimiz oyunlarımızdır. Eve yorgun gelen bir babayı deşarj etmek için bu etkinliklerden daha iyi bir etkinliklik olabileceğini sanmıyorum.

Evde çocukların odalarında bir yazı tahtamız var. Çocukların o tahtaya hayal dünyalarını yansıtmalarını izlemek harika bir duygu. Size de benzer bir tahta almanızı tavsiye ederim, imkan yoksa aynı şeyi kağıtla da yapabilirsiniz. Evimizin en küçük bireyine evimizin üsten görüntüsünü çizmesini istediğimde bütün detayları ile evin krokisini çıkarması bizi hayretler içinde bırakmıştı. Bütün detaylar derken tüm odalardaki masa, yatak, dolap ve bunların üzerindeki en ince detaylara kadar çizilmesini kastediyorum. Bu inanın çoğu yetişkinin bile yapmakta zorlanacağı bir şeydir. Hayal dünyası kirlenmemiş bir dimağın ürünü bu şüphesiz.

Bu ifadelerimden sakın çocuğunu övüyor gibi bir sonuç çıkarmayın. Tüm çocuklar özeldir ve hepsi yaklaşık aynı donanımla yaratılır. Keşfedilemeyen veya üstün kabiliyetleri zamanla körelen çocuklar, sorumsuz anne babaların eseridir. Aşırı televizyon izleyen çocukların konuşmaya geç başlamaları, muhakeme kabiliyetlerinin düşük olması ve zihin tembellikleri, en çok televizyon izleyen anne ve babaların bile artık bildikleri sıradan bilgiler arasında. Ancak buna rağmen evde televizyonu bir emzik gibi, çocukları susturma aracı olarak gören anne babalar o kadar çok ki...

Neyse televizyonsuz hayatımızı anlatmaya devam edeyim. Hep evde durmayız tabi, güzel bahar veya yaz günleri ailece dışarı çıkıp yürüyüş yapmak, dışarıda oyunlar oynamak kış günleri kartopu oynamak en çok keyif aldığımız şeyler… Hafta sonları ise genelde gezmeye çıkıp yeni mekanlar keşfetmek, tarihi yerleri görmek, akraba ziyaretleri yapmak, eşe dosta misafirliğe gitmek ya da evimizde eş dost akraba ağırlamak yaptığımız işler arasında…

Çocuklar istirahate geçince az da olsa hanımla birlikte, birbirimize vakit ayırmak, sohbet etmek, birlikte kitap okumak, dertleşmek öyle büyük bir nimet ki, bu nimetin kadr-u kıymetini televizyon başında uyuyup kalan eşlerin anlamalarını beklemek tabi ki hayal olur.

Ben televizyonu olup da bizi hayretle sorgulayanlara soruyorum, ‘peki siz evde ne yapıyorsunuz?’ diye… ‘Çocuklarınıza veya karı koca olarak birbirinize zaman ayırabiliyor musunuz?’
‘Çocuklarınızın okulda neler yaptıklarını, doğru mu yanlış mı yüklendiklerini kimlerle arkadaşlık ettiklerini onlardan soruyor musunuz?’ ‘Onların eğitimini sadece okuldaki (zihniyetinden bihaber olduğunuz) öğretmenine bırakıp, evde de televizyona mı emanet ediyorsunuz?’ Bu sorulara istisnasız hep acı cevaplar alıyorum. ‘Peki bu çocuklar bize emanet değil mi? Onları gün içerisinde kapmış oldukları bir zararlı bilgi virüsünü temizlemek yerine, onun beyne yayılması esnasında siz de televizyon başında başka virüslere maruz kalırsanız bu virüsler birgün tüm benliğinizi sardığında ne yapacaksınız?’

Çocuğun kişiliğinin neredeyse yarısından fazlasının şekillendiği 0-6 yaş döneminde her akşam asmalı kesmeli videoları izleyen çocukların büyüdüklerinde savunmasız insanları veya hayvanları asıp kesmeleri en doğal netice değil mi?

Netice olarak, belki başlangıçta bütün bütün hayatınızdan çıkarın demek makul bir öneri olmaz. Ama evde hakimiyeti ele geçirin. Her ortak mekanınızdaki baş köşede duran televizyonu, ortak zaman geçirdiğiniz mekanlarda değil de arasıra kullandığınız mekanlara alın. Ortak zaman geçirdiğiniz mekanlar size özel olsun. Eve gelmeden evvel, ‘bu akşam çocuklarımın maddi ve manevi eğitimleri için baş başa neler yapabilirim? Onlarla nasıl daha verimli ve eğlenceli vakit geçirebilirim?’ diye düşünün. Onlarla oyun oynamayı unuttuysanız size hatırlatacak kitaplar setler bolca var, yeter ki arayın.

Yoksa inanın yarın çok geç olacaktır.

Televizyonun Gücü

Televizyonun davranışları değiştirme gücü hakkında bir alıntı.
Kaynak: Mor İnek
"Ne zaman kahvaltı için bir kutu mısır gevreği alsanız, televizyonun gücünü görürsünüz. Muhtemelen 30 yıl kadar önce gördüğünüz bir reklam yüzünden, bir kutu buğday patlağına ya da şekerli mısır gevreğine bir ya da iki dolar daha fazla ödüyorsunuz, yani hayatınız boyunca, sadece bir mısır gevreği için yapılan bir reklam yüzünden binlerce dolar fazladan para harcıyorsunuz." (Mor İnek, s.26)

Dizilerin Toplum Üzerindeki Etkileri

İzlediklerimizin ne kadar masum olduğunu tartışan bir yazı.
Kaynak: Ferhat Güneş'in aynı başlıklı yazısı.

Medyanın Gücü
İnsanları etkileme gücü ve kamuoyu oluşturma kabiliyeti dolayısıyla günümüzde medya en büyük güçlerden birisi haline gelmiştir. Bu güç , medyanın bütün insanlara rahatlıkla ulaşabiliyor olmasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte medyanın sahip olduğu bu güç, beraberinde büyük sorumluluklar da getirmektedir. Örneğin medya organları bilgileri ve haberleri insanlara tarafsız ve doğru bir şekilde sunmalıdırlar. Düzenleyecekleri çeşitli program ve dizilerle insanların bilgi ve kültür seviyelerini artırmayı, toplumsal dayanışmayı geliştirmeyi hedefleyebilirler.

Özellikle dizilerin bu konudaki etkileme gücü çok yüksektir.İnsanlar bir sonraki bölümde ne olacağının merakı içerisinde dizilere bağımlı hale geliyorlar. Bu durumda insanların bilgi ve kültür seviyelerini artırıcı diziler ile kültürel gelişmemize katkı sağlanabileceği gibi aile içi dayanışmayı özendirici diziler ile toplumun çekirdeği olan ailelerimize olumlu katkılarda bulunulabilir.

Maalesef günümüzdeki diziler dikkate alındığında (birkaç dizi dışında) yukarıdaki düşüncelerimizin sadece temenniden ibaret olarak kaldığını ve düşüncelerimizin tam tersine sonuçlarla karşılaştığımızı üzülerek görüyoruz. Konuları dikkate alındığında aile kurumunu temelinden sarsan ve kültürel değerlerimizi ayaklar altına alan dizilerin varlığına şahit oluyoruz. Daha da kötü olanı bu tür dizilerin sayısının hızla artıyor olmasıdır.

Dizi Patlaması
Televizyon Kanalları da dizilerin izlenme oranlarındaki yüksekliğin ve toplumu etkileme gücünün farkına varmış olacak ki , yeni diziler yapma konusunda birbirleriyle yarış haline girdiler. Bilindiği üzere son zamanlarda Televizyon Kanalları’nda bir dizi patlaması yaşanıyor.Daha birisi bitmeden yeni diziler karşımıza çıkıyor. Diziler, kanalların reytinglerini yükseltmek için başvurdukları en önemli araç haline geldi. Ancak yukarıda bahsedildiği üzere diziler sadece reyting yükseltmek amacıyla yapılmıyor.

Diziler Aile Yapımıza Uymuyor
Aile dizisi diye insanlara sunulan dizilerin bir çoğunun aile yapımıza uymadığını görüyoruz. Kendi kültürümüzü ve ahlaki değerlerimizi ayaklar altına alan kendi geleneklerimizle dalga geçen , gençlerimize kötü örneklerle dolu dizilerle çok sık karşılaşır olduk. Çeşitli dizileri bilinçli bir şekilde biraz izlediğinizde binbir çeşit rezillikle dolu olduğunu hemen fark ediyorsunuz. Bilindiği üzere bir dizi ahlaksız teklifle gündeme gelmiş ve çocuklara çok kötü örnek olmuştu. Toplumun ahlaki değerlerini yaprak gibi döken bu dizilerin ne amaçla insanlara sunulduğu izaha gerek olmayacak kadar açık.
  • Örneğin bir yazarın bir romanından esinlenerek çekilen bir dizi tamamen çığırından çıkartılmış durumda.Eminim yazar kendi romanının ne hale getirildiğini görse yazdığı romandan utanırdı.
  • Bir çoğumuzun midesini bulandıracak türden ahlaksızlıkların gayet normal bir şeymiş gibi sunulması toplumda bu türden olayların normalleştirilmesini amaçlamaktadır. Örneğin Gayri ahlaki şeyleri yapan bir kız ailesi tarafından sonradan hemence affedilip kabul ediliyor. Evin damadı evdeki her kıza asılıyor. Nikahsız beraberlikler normal bir şeymiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Görüldüğü gibi bunlardan hiç birisi toplumumuzun aile yapısına uymuyor.
  • Ehemmiyet arz eden bir diğer husus ise çocuk dizileridir. Maalesef çocuk dizilerinde sihirden büyüden geçilmez oldu. Bu diziler ile çocuklarımıza çok kötü mesajlar veriliyor. Çocuklara “ istediğiniz kişinin hayatını dikizleyebilirsiniz, istediğiniz kişilerin konuşmalarını gizlice dinleyebilirsiniz” deniliyor. Bununla birlikte bu tür büyülü kahramanların varlığına inanan çocuklar gerçek dünya ile hayal dünyasını birbirine karıştırıyorlar. Bir şeyin hemen istedikleri anda olacağına inanan çocuklar istedikleri olmayınca hırçınlaşıyorlar. Ayrıca çocuklar bu diziler ile kolaycılığa özendiriliyor. Psikologlar bu dizilerin çocukların psikolojisini bozduğu konusunda birleşiyorlar. Yine bu dizilerde daha ilkokula giden bir kız çocuğunun erkek arkadaşının olması normal bir şeymiş gibi sunuluyor.
  • Şimdilerde izleyici kitlesi daha çok bayanlar olan bir program geliştirildi. İlk bakışta yemek programı gibi algılanarak izlenen bu programda bizim kültür ve geleneklerimize tamamen aykırı gözüküyor. Programa katılan kişiler sırayla birbirlerinin evlerine yemeğe giderek karınlarını doyurduktan sonra yemeği yapanın arkasından her türlü hakareti seviyesizliği sergiliyorlar. Belki de yenilmiş olan yemeğe iğrenç rezalet gibi tabirleri bu programda görmüşüzdür. Garip olanı ise bir gün önce arkasından her türlü hakareti yaptığı insanla bir gün sonra oturup başka bir evde yemek yemeye devam edebiliyorlar. Nimete karşı bu kadar nankörce ve terbiyesizce tabirlerin her akşam toplumumuza izletilmesi acaba neyi amaçlamaktadır.
  • Dikkat çekmek istediğimiz başka bir husus ise Allah’ın güzel isimlerinin çeşitli dizilerde psikopat, ahlaksız, çıkarcı rollerdeki karakterlere veriliyor olmasıdır.
  • Yine başka bir husus ise reklamlarda çıplak kadınlara bolca yer veriliyor olmasıdır. Reklamlarında çıplak kadınlara yer veren firmaların kendi reklamlarını mı yaptıkları yoksa toplumda müstehcenliği mi yaygınlaştırmaya çalıştıkları konusunda düşünmemiz gerekmektedir. Maalesef bu reklamlar gündüz çocuklarında televizyonu izledikleri saatlerde ansızın karşılarına çıkabilmektedir.
Bu Tür Dizi ve Programlar Amacına Ulaşıyor mu?
Yukarıda bahsedildiği üzere bu tür dizi ve programların amacı, konularından da anlaşılacağı gibi, toplumumuzun ahlaki değerlerini aşındırmak ve gayri ahlaki bu konuları normalleştirmektir. Peki bu tür dizi ve programlar amacına ulaşıyorlar mı?

Maalesef bu sorumuzun cevabının “evet” olduğunu üzülerek belirtmek istiyorum. Belki bundan on yıl önce bu tür program ve diziler yayınlanmış olsaydı büyük bir tepkiyle televizyonu kapatır veya kanalı değiştirirdik. Gerçektende o dönemlerde belki de toplumun tepki göstereceği bilindiğinden böyle ahlaksızlık saçan program ve dizilere pek rastlanmıyordu. Ancak günümüzde bu tür program ve dizilerin sayısının ciddi manada artış gösterdiğini ve izlenme oranlarının da çok yüksek olduğunu görüyoruz. Bundan çıkan sonuç bu tür konuların kısmen toplumumuzda normalleştirildiği ve insanlarımızın tepkisizleştirildiğidir.

Bu Tür Program ve Dizileri Neden İzliyoruz?
Peki insanlarımız bu tür program ve dizileri kendi kültür ve inançlarımıza hiç uymuyor olmasına rağmen neden izliyorlar?

Bunun altında yatan birkaç sebep olduğunu düşünüyoruz.

Öncelikle yazımızın baş kısmında da belirtmiş olduğumuz gibi , insanlardaki merak duygusu kullanılıyor. Bir bölümü izleyen bir insan sonraki bölümde ne olacağının merakı içerisinde bu tür program ve dizilere maruz kalıyor.

İkinci olarak bu merak duygusuna bu tür dizi ve programları izledikçe nefsani bir takım zafiyetlerimizde ekleniyor.

Üçüncü olarak , esasında içimizde bir rahatsızlık duyuyor olsak ta, nede olsa herkesin izlediği bir dizi ve büyük bir televizyon kanalından da veriliyor demek ki normal bir şey düşüncesini geliştiriyoruz.

Dördüncü olarak “altı üstü sadece bir dizi, ben bu dizi ve programlardan etkilenecek değilim ki” türünden savunmalar geliştiriyoruz.

[...]

Bu Tür Dizi ve Programların Sonuçları
Hepimizin bildiği üzere günümüzde boşanmalar çok ciddi bir artış göstermiş, aile içi şiddet artmış,gayri ahlaki tutum ve davranışlarda artışlar olmuştur. Yine son dönemlerde anne babalarına asi ve saygısız gençlerle sıklıkla karşılaşır olduk. Uyuşturucu kullanma yaşı gittikçe azalarak ortaokullara kadar inmiştir. Daha ilkokuldaki çocuklar kız arkadaş veya kızlar erkek arkadaş edinmeye başlamışlardır. Artış gösteren bütün bu olumsuzlukların elbette çeşitli sebepleri olmakla birlikte yukarıda bahsetmiş olduğumuz türden program ve dizilerin bu tabloya önemli bir katkısının olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu tür program ve diziler aile bireyleri arasındaki muhabbeti de azaltmaktadır. İnsanlar arasındaki diyaloga da ciddi manada balta vurmaktadır. Artık misafirliklerde bile oturup sohbetler etmek yerine açılıp televizyon izlenmektedir. Peki biz kendimize baktığımızda bu konuda hangi noktada yer alıyoruz. Yoksa emin sekin önümüze konulan her diziyi izlemeye devam edenlerden miyiz? Bu durumda yukarıdaki tablonun oluşumunda bizlerinde önemli bir rolü sorumluluğu ve vebali var demektir.

Çözüm Önerileri
  • 1) Öncelikle gayri ahlaki olan ve aile yapımıza uymayan program ve dizileri yayınlayan kanallara yönelik daha caydırıcı yasal düzenlemelerin yapılması eğer zaten var ise uygulanması gerekmektedir. Ayrıca ürün tanıtımından çok müstehcenliği yaygınlaştırmayı amaçlayan reklamlara da müdahale edilmesi gerekmektedir.
  • 2) Birileri bu tür program ve dizileri bize layık görüyor olabilirler. Ama biz bu tür program ve dizileri kendimize layık görmeyelim. Biz önümüze konulan her türlü programı izlemeye devam ettiğimiz müddetçe bir takım kanallarda her türden program yapmaya devam edeceklerdir. Dolayısıyla bunun sorumluluğunu birazda kendi üzerimize alalım. Onlar yapıyorlar bizlerde hiçbir seçicilik yapmadan izliyorsak diyecek başka bir şeyimiz kalmıyor. Her şeyi onaylıyoruz demektir.
  • 3) Bu konuda büyüklerimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Ailemizi bu olumsuzluklardan koruma görevi asıl büyükler bu programları çocukların yatmadığı saatlerde izliyorlarsa kendilerini düşünmedikleri gibi aile bireylerini de bu olumsuzlukları ve gayri ahlaki konuları izlemeye mahkum ediyorlar demektir. Kendi elleriyle kendi aile bireylerini mutsuzlukların ve olumsuz düşüncelerin içine göz görerek itiyor olmanın vebalini nerede nasıl ödeyeceklerdir.
  • 4) Bu konuda biraz irade gösterip merak duygumuzun da önüne geçerek bu programların bize ve aile bireylerimize vereceği zararları da göz önünde bulundurarak daha seçici davranmamız gerekmektedir.
  • 5) “Ben dizilerden hiç etkilenmem ki” türünden geliştirmiş olduğumuz savunmaların geçerliliğinin olmadığına yukarıda değinmiştik. Esasında bu türden savunmaların içimizdeki çeşitli zafiyetleri kullanan nefsimizin fısıltıları olduğunun farkına vararak kendimize gelmemiz ve bu konuya daha bilinçli bir şekilde yaklaşmamız gerekmektedir. Bununla birlikte bu tür program ve dizileri izletmeyen büyüklerimiz varsa, onlara karşı göstermiş olduğumuz mukavemetin ve tepkinin de bizden değil çeşitli zafiyetleri olan nefsimizden geldiğinin farkına varalım.
  • 6) İktisatta “alternatif maliyet” diye bir kavram vardır. Bunun anlamı herhangi bir şeyi satın aldığımızda aslında satın alabileceğimiz başka bir şeyden vazgeçiyoruz demektir. Aslında zamanın da alternatif maliyeti vardır. Söz konusu Program ve dizileri izleyerek geçireceğimiz ve harcayıp bitireceğimiz bu zamanı acaba daha faydalı daha güzel şeylerle geçirebilir miydik? Eşimizle ve çocuklarımızla güzel sohbetler edebilir miydik? Evet yapabilirdik. Ancak akşam eve gelip biraz dinlenip akşam yemeğini yiyip haberleri de izledikten sonra bir dizinin peşine takılıp kalmışsak, artık yukarıda bahsetmiş olduğumuz şeylerin hiç birisini yapamayız demektir.
  • 7) Burada yanlış anlaşılmaması gereken bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Şu ana kadar “hiçbir programa bakmayın hiçbir diziyi izlemeyin” şeklinde bir öneride bulunmadık. Yalnız izlemiş olduğumuz program ve dizilerde daha seçici olunmasını, bizim kültürümüze ahlakımıza uymayan program ve dizilerin izlenmemesini önerdik.
  • 8) Bizler daha dikkatli ve daha seçici davranarak çeşitli yanlış ve zararlı programları izlememe karşılığında bizim ve ailelerimizin hayatlarına olumlu katkılarda bulunmuş olacak, en azından onları ve kendimizi çeşitli olumsuz ve zararlı programların ağına bırakmamış olacağız.
Daha mutlu aileler ve daha huzurlu bir toplum görmek hepimizin dileği.

Perde-i Ulviyeyi Yırtan Perde-ül Temaşa

Televizyonun eve iyi amaçla sokulduğunda bile zararlı olabileceğini savunan bir yazı.
Kaynak: Kendim
 
Televizyon bir Müslümanı dinini öğrenmekten veya hayırlı bir iş yapmaktan alıkoyar. Sunduğu binbir türlü olayla insanın merakını cezbetmesi ve izlemesinin de çaba gerektirmemesi, televizyonu iş yapmaktan arta kalan vakitte yapılabilecek işlerin başına koyar. Kitap okumak, ilim tahsil etmek, iyi bir işe başlamak hep planlanıp da sırası gelmeyen aktiviteler olarak kalır.

Televizyon açıldığında bir kıraat dinlemek veya bir sohbet izlemek, diğer programlara göre yorucu gibi gelir. Çünkü insan ölümü hatırlamak istemez. Bu yüzden dini bir program izlerken insanın eli diğer kanallara kayıverir. Tüm kanallara göz atarken dini bir program görüldüğünde insanın farketmeden zaplanması da çok olasıdır.

Televizyonu uzaktan kumanda ile açmak ve kanaldan kanala gezmek çok kolay olmasına rağmen hangi kanalda ne olduğunu da televizyonu açmadan bilmek çok zordur. Bu kolaylık ve zorluk insanda "Bakalım televizyonda neler varmış?" düşüncesiyle televizyon açma alışkanlığı kazandırır. Bu soruyla ilk başlarda aklen ve dinen iyi görülen yayınlar aranır ama bir süre sonra nefse güzel görünen ve merak celbeden dizi ve film gibi şeyler aranmaya başlanır. Ulvi gayeler böylece unutulur ve kumanda her ele geçtiğinde televizyon amaçsızca açılır.

Televizyon insanın vaktini böyle çalar ve dini yayın izleme niyetini böyle bozar. Müslümanın cemaat halinde yaşaması, iş güç edinmesi, belli vakitlerde belli zikirlerde bulunması bu olumsuzlukları en aza indirir. Bir Müslüman beş vakit namazıyla günde beş defa gafletten silkinir. Önemli işleri onu televizyona dalmaktan alıkoyar. Bununla beraber boş vakitlerde izlenen televizyonun dolu vakitleri işgal etmeye başlaması da mümkündür.

Televizyon bir Müslümanı sadece dinini öğrenmekten veya dinine uygun yaşamaktan alıkoymaz, ayrıca sunduğu yayınlarla da insanın zihnini, kalbini meşgul eder, çarpık bir din anlayışı ortaya koyar, dinden uzak bir hayat tarzı sunar. Televizyondaki fantastik hikayeler insana "Acaba?" diye sordurabilir. İzlediği yayının çok etkisinde kalan birinin, filmdeki kahramanın yıldız kapısını nasıl açtığını anlamaya ve bunu bir mantığa oturtmaya çalışması muhtemeldir. İslam'da nasıl olduğunu öğrenmeye girişmeyip şu gibi sorularla zihnini meşgul etmesi bir Müslümanı şüphe ve tereddüte düşürebilir.
  • Gerçekten de uzayda insana benzeyen zeki canlılar var mı?
  • Biz gerçekten robotların programladığı bir hayal dünyasında mı yaşıyoruz?
  • Aramızda saklanan büyücüler, cüceler veya ölülerin ruhları olabilir mi?
  • İnsan beden, hafıza ve karakter gibi tüm ayrıntılarıyla kopyalansa ne olur?
  • İnsan, hayvan bedenine girse veya bir hayvan akıllansa ne olur?
Televizyonda doğrudan dinle alakalı meselelerde de İslam'a aykırı fikirler sunuluyor. Ölüm ve kıyamet sonrası konularını çok iyi öğrenmediğimiz için, bu konular hakkındaki batıl fikirler zihne yerleşmesi en kolay olanlarından biri oluyor. Ramazan Bayramı'nın manasını İslam'a pek de uymayan "Bayram Özel" programlarıyla örtüp, üstüne şeker ve çikolata yığarak onun Cadılar Bayramı gibi bir şeker bayramı olduğu düşüncesini veriyor.

Şimdiye kadar Batılıların kesimhanelerini eleştirmeyip Kurban Bayramı'nda Müslümanları eleştirmek için en ufak bir noktayı bile kaçırmadan sunuyor. Acemi kasap, kaçan hayvan, kaçak hayvan, kaçak kesim haberlerini izleyenler müslümanlara karşı bir tavır almadan edemiyor. Her bayram kurban kesmenin katliam olduğuna dair kalpte bir şüphe tohumu bırakıyor.

Allah'ın her daim yaratmakta olduğunu unutturup her şeyin bilimsel ve mekanik olarak işlediğini düşündürüyor. Namazı üzerine farz olan herkesin kılması gerektiğini unutturup sadece cahil halk tarafından kılınan ve sadece camide yapılan bir ibadet şeklinde sunuyor. Öğrencilerin cuma namazına gitmesini bir suç hatta dine aykırı gibi gösteriyor.

Bizimkiler gibi bizce benimsenen bir dizide bile namaz kılan olmaması ile kimsenin namaz kılmadığı ve namaz kılmanın çok da gerekmediği fikrini akla getiriyor. Namazı ve tesettürü dinin bir dışavurumu olarak görüp Müslümanları azarlayanlar da bu fikri pompalıyor. Helallerin ve hatta emirlerin haram gibi gösterilmesinin yanında İslam'a uymayan davranışlar helal gibi gösteriliyor. Hatta o kadar banka reklamından sonra faizin haram olduğunda şüphe eden bile oluyor.

Ve kıssadan hisse. Televizyon insanı eğiten bir araç olarak değil bir casus olarak görülmeli. Elbette ki kaliteli yayın yapma gayretinde olanlar da var ama onların çalışmaları televizyondaki kötü yayınları henüz örtemiyor. Ayrıca televizyon için henüz kaliteli standartlar geliştirmiş de değiliz. Bu durumda izleyicilere kendilerini ve ailelerini televizyonun bozucu ve yıkıcı etkilerinden korumaları için televizyonu kutusuna koyup çatıya çıkarmaktan başka pek bir yol görünmüyor.

4 Haziran 2018 Pazartesi

Televizyon ve Hipnotik Etkisi Hakkındaki Görseller

Televizyonun ölü bakışlarla kendine bağlayan, mükerrer mesajlarıyla koşullandırma yapan, tüm yönleriyle hayat tarzını olumsuz yönde şekillendiren etkilerine dair bir fotoğraf ve çizim sergisi.
Kaynak: İnternet

"Televizyon; aylak, şuuru iğdiş edilmiş, hiçbir zaman okumak ve düşünmek alışkanlığı kazanmamış sokaktaki adam için icad edilmiş bir nevi afyondur...” Cemil Meriç

Çocuğunuzu Televizyonla Başbaşa mı Bırakıyorsunuz?

Çocuğu televizyon önünde bırakmanın vehametini anlatmaya çalışan bir fotoğraf sergisi.
Kaynak: İnternet

ZAP!






ZAP!






Harry Potter Çılgınlığı

Harry Potter veya popüler ikameleri için hamiyetperver bir değerlendirme.
Kaynak: http://www.sorularlarisale.com/index.php?s=article&aid=16121
Harry Potter çılgınlığı hakkında bilgi verir misiniz? Gerçekle hiçbir bağlantısı olmayan bu çılgınlık hakkında Risale-i Nur'dan cevap verebileceğimiz bir yer var mı?

Bu gibi eserler Kur'an'dan uzak olan Batı medeniyetinin hastalıklı zihninin ve hezeyancı hayalinin bir ütopyasıdır. İnsanların kalbinde ne varsa aklı ve sair duyguları buna göre şekillenir ve ona uygun tasavvurlar üretir. Batı medeniyetinin kalbinde zulmet-i küfür, aklında ise maddenin kazuratı vardır. Bu yüzden hakikatin değil, heva ve hevesin peşinde koşuyorlar. Dünyada ise en büyük lezzetleri, hevesi tatmin etmeye çalışan fantezileridir.

İslam terbiyesi ile yetişmiş bir medeniyetin ürünleri ile Batı terbiyesi ile yetişmiş bir medeniyetinin ürünleri arasında çok fark vardır. Batı, her şeyin suretini gösterir, İslam ise her şeyin hakikatini ve özünü gösterir. İslam, kainatı ve içindekileri Allah’ın hikmetli ve güzel bir sanatı olarak gösterirken, Batı ise kainatı ve içindekileri beğenmeyip, kendi bozuk hevasına uygun şekillere sokar.

Adı geçen eserlerdeki garip ve ucube mahluklar ve gerçek üstü karakterler, Batı insanın ruh dünyasını yansıtıyor. Bir nevi kendi bozuk bakışını ve dar hevasını kainata mühendis tayin edip, değiştirmeye çalışıyor. Halbuki hakikat olduğu hali ile güzel ve kıymetlidir. Bu yüzden alemde hakikati halinden daha ahsen bir tasarım yoktur.

Risale-i Nur, Batı medeniyeti ile İslam medeniyetinin kıyaslamasını çok yerlerde yapmıştır. Örnek olarak bir tanesini verelim.
"Ulaşmaz dest-i edeb-i garb-ı hevesbâr-ı hevâkâr-ı dehâdâr De'b-i edeb-i ebed-müddet-i Kur'ân-ı ziyâbâr-ı şifâkâr-ı hüdâdâr
Kâmilîn insanların zevk-i maâlâsini hoşnud eden bir hâlet, çocukça bir hevese, sefihçe bir tabiat sahibine hoş gelmez,"
İzah: Olgun insanların beğendiği bir şeyi çocukça bir heves ve ahlaksız tabiat sahibi birisi anlayıp beğenmez. Demek insanların zevk ve beğenme kalitesi olgunluğa göre değişir.
"Onları eğlendirmez. Bu hikmete binaen, bir zevk-i süflî, sefih, hem nefsî ve şehvânî içinde tam beslenmiş, zevk-i ruhîyi bilmez."
İzah: Süfli zevk sahibi insanların ruhu ve yüksek hisleri köreldiği için ulvi şeylerden haz alamaz. Burnu tabakhaneye alışmış birisinin, esansçılar çarşısında bayılması gibi, aşağılık zevklere müptela olan insanlar, yüksek ve ulvi inceliklerden zevk ve keyif alamazlar.
"Avrupa'dan tereşşuh etmiş şu hazır edebiyat romanvâri nazarla, Kur'ân'da olan letâif-i ulviyet, mezâyâ-yı haşmeti göremez, hem tadamaz."
İzah: Avrupa medeniyetinin bir ürünü olan romanlar, Kur'an’ın yüksek ve ince zevklerini görüp tadamazlar.
"Kendindeki mihengi ona ayar edemez. Edebiyatta vardır üç meydan-ı cevelân; onlar içinde gezer, haricine çıkamaz."
İzah: Batı medeniyetinin zevk ve beğeni ayarı ile Kur'an’ın yüksek zevklerini tartamazsın. Edebiyat üç temel konu üzerine bina olmuştur.
"Ya aşkla hüsündür, ya hamâset ve şehâmet, ya tasvir-i hakikat. İşte yabanî edepse, hamâset noktasında hakperestliği etmez."
İzah: Güzellikler ve ona olan aşk. Kahramanlık ve yiğitlik. Hakikatin tasvir ve betimlenmesi.
"Belki zalim nev-i beşerin gaddarlıklarını alkışlamakla kuvvetperestlik hissini telkin eder. Hüsün ve aşk noktasında, aşk-ı hakikî bilmez."
İzah: Batı edebiyatı zalim ve despotların zulüm ve gaddarlıklarını alkışlar. Kuvvete tapmayı telkin eder. Güzellik ve aşkta sadece suret ve cinselliği ön plana çıkarır. Siret ve ahlak güzelliğini vurgulamaz. Harry Potter romanında bu tespitlerin hepsi vardır.
"Şehvet-engiz bir zevki nefislere de zerk eder. Tasvir-i hakikat maddesinde, kâinata san'at-ı İlâhî suretinde bakmaz,"
İzah: Şehvetin adi zevklerini insanlığa şırınga ediyor. Edebi eserleri ile hakikati tasvir sadedinde ise hakkı değil sureti resmeder. Sanat-ı İlahiye tabiat nazarı ile bakar.
"Bir sıbga-i Rahmânî suretinde göremez. Belki tabiat noktasında tutar, tasvir ediyor; hem ondan da çıkamaz.
Onun için telkini aşk-ı tabiat olur. Maddeperestlik hissi, kalbe de yerleştirir; ondan ucuzca kendini kurtaramaz."
İzah: Batı edebiyatında aşktan kasıt suret ve madde bağımlılığıdır.
"Yine ondan gelen, dalâletten neş'et eden ruhun ıztırâbâtına, o edepsizlenmiş edeb müsekkin, hem münevvim, hakikî fayda vermez."
İzah: Küfür ve sapkınlıktan gelen ruh ve kalbin ağlamalarını, edepsiz edebiyatı ile uyutup avutmaya çalışıyor, ama hakiki bir teselli değil geçici bir uyutma oluyor.
"Tek bir ilâcı bulmuş, o da romanlarıymış. Kitap gibi bir hayy-ı meyyit, sinema gibi bir müteharrik emvat. Meyyit hayat veremez."
İzah: Bu ruh ve kalbin ızdırap ve hüznünden ölmüş halini roman ve sinema gibi vasıtalarla hayatlandırmaya çalışıyor, ama hayat vermez.
"Hem tiyatro gibi tenasuhvâri, mazi denilen geniş kabrin hortlakları gibi şu üç nevi romanlarıyla hiç de utanmaz."
İzah: Mazideki olayları tiyatro ve sinema gibi vasıtalarla yeniden canlandırmaya çalışsalar da, Batı'nın karanlıklı bakış açısı ancak hortlatır.
"Beşerin ağzına yalancı bir dil koymuş, hem insanın yüzüne fâsık bir göz takmış, dünyaya bir âlüfte fistanını giydirmiş, hüsn-ü mücerred tanımaz."
İzah: İnsanları hep suret güzelliğine sevk ediyor, gözü hep şekle hapsediyor, soyut ve yüksek bir hakikat ve güzellik tanımıyor.
"Güneşi gösterirse, sarı saçlı güzel bir aktrisi kàrie ihtar eder. Zahiren der: "Sefahet fenadır, insanlara yakışmaz."
İzah: Roman ve sinemalarında güya insanları fenalıktan kaçındırmak için, zahiren ahlaksızlık kötüdür der.
"Netice-i muzırrayı gösterir. Halbuki sefahete öyle müşevvikane bir tasviri yapar ki, ağız suyu akıtır, akıl hâkim kalamaz."
İzah: Zararlı neticeleri gösterir. Ama batılı ve ahlaksızlığı öyle bir tasvir eder ki, ağız suyu akıtır, akıl o çirkinliğe müptela olur. Tamir ediyorum derken bozar dağıtır.
"İştihayı kabartır, hevesi tehyiç eder, his daha söz dinlemez. Kur'ân'daki edepse hevâyı karıştırmaz." (1)
İzah: Batı edebi eserlerine dikkat ile bakıldığında haram ve ahlaksızlığa karşı iştah açar, hevesi teşvik eder, hissiyatları kamçılar. Güya insanlara doğru yolu gösterir.

(1) bk. Sözler, Lemeat.

Sen Her Dizi İzlediğinde

Dizi izlemenin kitap okumaya olumsuz etkisini vurgulayan bir fotoğraf.
Kaynak: Artık mevcut olmayan bir site.
 

Televizyonda Ahlâk

Televizyonun kötü ahlâk sunma şekillerinin kısa bir listesi.
Kaynak: Blog yazarı
  • Diziler ile gıybet, iftira, hile, gasp, şantaj, canı değersiz görme;
  • Filmler ile evlilik dışı ilişki, açık saçıklık, bozuk aile yapısı, şiddet, kötü söz;
  • Evlilik programları ile evliliğin ayağa düşmesi, aile kurumunun ciddiyetinin düşürülmesi;
  • Magazin programları ile idol furyası, gizlisini saklısını araştırmak, dedikodu, gece hayatı, sevgili edinme;
  • Müzik saatleri ile umutsuzluk, zinanın övülmesi, küfür sözlerinin ezberlenmesi, çarpık aşk anlayışı;
  • Reklamlar ile zevk için yaşama, tüketim çılgınlığı, dünyaperestlik, hedonizm;
  • Yemek programları ile kanaatsizlik, mahna arama, çekiştirme;
  • Yarışma programları ile mala düşkünlük, aşırı emelleri besleme, aşırı sevinme ve üzülme, kolay yoldan para kazanma;